• Vazgeç
    Filtrele
  • Müzayede Kuralları
Filtrele

9. Koleksiyonluk Resim ve Hat Müzayedesi

9. Online Müzayede'de yer alan tüm resimler Yüksek Ressam/Restoratör BAYRAM KARŞİT tarafından ekspertiz edilip onaylanmıştır.

VIII. Online Müzayede 11 NİSAN PAZAR günü saat 17:01'dan itibaren CANLI olarak devam edecektir.  Her lotun ekranda kalma süresi 30 saniyedir. Lotlar sıra ile satışa çıkacak ve son 10 saniyede teklif gelmesi halinde her lot 20 saniye daha uzayacaktır.

Satışa çıkarılan tüm eserler müzayede süresince "Hüsrev Gerede Caddesi No: 52 / 2 Teşvikiye/ Beşiktaş / İstanbul , İSTANBUL ANTİK SANAT" adresindeki ofisimizde görülebilir.

Lot: 51 » Hat

MEHMED RAŞİD EYYÜBİ (1816-1893)

Sülüs Nesih Kıta. Ketebeli. Hicri 1285 / Miladi 1869 tarihli. 30x30 cm.

"Hattat Hüseyin Şâkir Efendi’nin oğlu olarak H.1231/M. 1816 yılında Eyüp’te doğdu. Tam ismi Mehmed Râşid olmakla beraber, “Eyyûbî Râşid” nâmı ile tanınır. Küçük yaşta hıfzını ikmâl ettiği gibi, Kebecizâde Mehmed Vasfî Efendi’den sülüs ve nesih meşkederek, H. 1242/M. 1827 yılında, henüz onbir yaşında olduğu hâlde icâzet almıştır. 

Eğitimini tamamladıktan sonra Hâlid bin Zeyd Hazretleri’ne türbedâr olmuş, ayrıca Nakş-ı Dil Vâlide Sultan’ın Eyüp’teki mektebinin yazı hocalığı da, Hâkkâkzâde Mustafa Hilmî Efendi’den sonra ona tevcih olunmuştur. H. 1297/M. 1879-1880 senesinden sonra vefât etmiş ve Eyüp Sultan Türbesi’nin arka tarafındaki hazîreye defnedilmiştir." (Kaynak: ketebe.org)

Detaylar
Lot: 54 » Hat

ÇIRÇIRLI ALİ (Ö.1902)

Celi Sülüs İstif, imzalı, "Allah'ı hamd ederek O'nu tüm noksanlıklardan tenzih ederim, yüce azamet sahibi Allah'ı tenzih ederim" Ebat: 25*45 cm. Meşhur hattatın yazı kalitesi yüksek, mükemmel kondüsyonda ve müzelik bir eseridir.

"Hüsn-i hattı Şefîk Bey’den meşketmiş ve Kazasker Mustafa İzzet Efendi’den de istifade ile celi sülüste zamanın önde gelenlei aasına girmiştir. Bilhassa oluşturduğu terkib ve tertiblerle dikkati çeken Çırçırlı Alî Efendi’nin “Rabbiyessir” istifini gören Kazasker Efendi’nin, hocası nezdinde onu övüp takdir ettiği dahi nakledilmektedir.
Öte yandan onunla anlaşamayan Sâmî Efendi dahi, hüsn-i hattaki kudretini itiraf etmekten çekinmemiş, bir gün çırağı Hatib Ömer Vasfî Efendi ile birlikte Saraçhâne’deki cami’in önünden geçerken, kapı üzerindeki yazısını işaret ederek: “Herif ustadır. Hele şu yazıya bak. Sakın bir şeyine itiraz etme. O, senin gibi ikide bir yalayub yazanlardan değildir.” demiştir. "
  (Kaynak: ketebe.org )

Detaylar
Lot: 55 » Hat

MUSTAFA HALİM ÖZYAZICI (1898-1964)

Sülüs Nesih Kıta,32x40 cm, imzalı, İsmail Zühdi'den naklen yazılı, hicri 1367 / m.1947 tarihli Meşhur hattatın yazı kalitesi yüksek, muhteşem kondüsyonda koleksiyonluk bir eseridir.

"Biz yazılarına hayranlıkla seyrederken sık sık tekrarladığı bir söz vardı: “Ufak tefek, kara kuru gördün de, beni Karamürsel sepeti mi sandın?”

Hakîkāten öyleydi. Hâline tavrına baksanız ummazdınız. Maddî refâhı çok yerinde olduğu hâlde yiyemezdi, giyemezdi. Yanlızlığın verdiği bir derbederlik içerisindeydi. Bu muydu o “âyetü’n-min-âyetillah” sanatkâr. Ancak yazarken görünce onu Karamürsel sepeti değil, hüsnühat bağından derlenmiş en nâdîde meyvelerle dolu bir hüner sepeti olduğunu anlardınız...

Hüsnühattın her nev’ini sür’atle ve suhûletle yazardı. ‘Kamış kalem’ denilen o nârin güzel, merhûmun ma’rifet dolu parmaklarına râm olmuşdu. Hele celî yazıda böyle sür’ate mâlik bir hattat, “celînin alemdârı Mustafa Râkım da dâhil görülmemişdir!” dersek, mübâlağa sayılmaz. Kubbe yazılarında, kendi boyundan uzun elifleri, lâmları rahatlıkla çekerken onu seyretmek bir zevkdi. Kubbe ve kuşak yazısı olarak en çok eser vermiş hattatımız Hâlim Hoca’dır. Bir sûreyi, verilen ölçüye göre, sıkışıklık yapmadan istif etmek ve istediği yerde bitirmek, ona mahsus ilâhî bir mevhîbedir. Müsveddesi yokdu. Zihninde tefekkür istifi yapar, onu kömür kalemi ile kâğıda öylece istif eder ve celî kalemini alıp hemen yazmağa başlardı.

Ahârlı kâğıda mürekkeple yazdıklarını tashih etmesi de bir ömürdü. İstiflerin arasını dili veya parmağı ile temizlemesine, doğrusu şaşardık. Bu sebeple eski eserleri de aslına uygun bir şekilde tamir eder, tamamlardı."

Detaylar
Lot: 56 » Hat

MUSTAFA HALİM ÖZYAZICI (1898-1964)

Sülüs Nesih Kıta, imzalı, 34x42 cm, Hadis-i Şerif yazılı.Meşhur Hattat Mehmed Ataullah’tan naklen yazılmıştır.Meşhur hattatın yazı kalitesi yüksek, muhteşem kondüsyonda koleksiyonluk bir eseridir.

"Biz yazılarına hayranlıkla seyrederken sık sık tekrarladığı bir söz vardı: “Ufak tefek, kara kuru gördün de, beni Karamürsel sepeti mi sandın?”

Hakîkāten öyleydi. Hâline tavrına baksanız ummazdınız. Maddî refâhı çok yerinde olduğu hâlde yiyemezdi, giyemezdi. Yanlızlığın verdiği bir derbederlik içerisindeydi. Bu muydu o “âyetü’n-min-âyetillah” sanatkâr. Ancak yazarken görünce onu Karamürsel sepeti değil, hüsnühat bağından derlenmiş en nâdîde meyvelerle dolu bir hüner sepeti olduğunu anlardınız...

Hüsnühattın her nev’ini sür’atle ve suhûletle yazardı. ‘Kamış kalem’ denilen o nârin güzel, merhûmun ma’rifet dolu parmaklarına râm olmuşdu. Hele celî yazıda böyle sür’ate mâlik bir hattat, “celînin alemdârı Mustafa Râkım da dâhil görülmemişdir!” dersek, mübâlağa sayılmaz. Kubbe yazılarında, kendi boyundan uzun elifleri, lâmları rahatlıkla çekerken onu seyretmek bir zevkdi. Kubbe ve kuşak yazısı olarak en çok eser vermiş hattatımız Hâlim Hoca’dır. Bir sûreyi, verilen ölçüye göre, sıkışıklık yapmadan istif etmek ve istediği yerde bitirmek, ona mahsus ilâhî bir mevhîbedir. Müsveddesi yokdu. Zihninde tefekkür istifi yapar, onu kömür kalemi ile kâğıda öylece istif eder ve celî kalemini alıp hemen yazmağa başlardı.

Ahârlı kâğıda mürekkeple yazdıklarını tashih etmesi de bir ömürdü. İstiflerin arasını dili veya parmağı ile temizlemesine, doğrusu şaşardık. Bu sebeple eski eserleri de aslına uygun bir şekilde tamir eder, tamamlardı."

Detaylar
Lot: 58 » Hat

AHMED HIFZİ EFENDİ (ö.1767)

Sülüs Nesih Kıta. Ketebeli. Hicri 1171 / Miladi 1757 tarihli.
19x30 cm. Meşhur hattatın yazı kalitesi yüksek , nadir , koleksiyonluk bir eseridir.

"Hz. Ömer’in naklettiğine göre, Hz. Peygamber ve ashabı bir gazve dönüşünde şöyle bir olaya şahit olmuşlardır: Allah Resûlü’nün huzuruna bir gazvenin ardından bir grup esir getirilmişti. Bu esirler arasında bir de kadın vardı. Bu kadıncağız, telaşla diğer esirler arasında kaybettiği yavrusunu aramaktaydı. Derken kendi çocuğunu buldu ve onu kucaklayıp göğsüne bastırdıktan sonra emzirmeye başladı. Bu tablo karşısında Allah Resûlü, yanında bulunanlara “Bu kadının çocuğunu ateşe atacağına inanır mısınız?” şeklinde bir soru yöneltti.
Oradakiler, ‘Hayır!’ cevabını verdi. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi, Rabbimizin kullarına olan rahmetinin genişliğini anlatmak için O’nun kullarına olan rahmetiyle annenin yavrusuna olan rahmetini şöyle bir benzetmeyle dile getirdi: “Bilin ki, Allah’ın kullarına olan rahmeti, bu kadının çocuğuna olan şefkat ve merhametinden daha fazladır.”

"Türk hat san‘atında daha ziyâde İsmail Zühdi Efendi'nin hocası olarak iştihâr etmiş olan Ahmed Hıfzî Efendi’nin terceme-i hâline dâ’ir ma’lûmâtımız mahdûddur. Moralı Mehmed Efendi’nin oğlu olduğu bilinmekteyse de, doğum yeri ve tarihi hakkında bir bilgi yoktur. Muhtemelen Mora’da dünyaya gelmiş ve ibtida’î tahsîlini memleketinde ikmâl eylemiş idi.

Daha sonra medrese tahsîli için İstanbul’a gittiği, bu eyyâmda hüsn-i hatta heves ederek evvelâ Hasırcılar İmâmı Mustafa Efendi’den ve bilâhare Eğrikapılı Mehmed Rasim Efendi'den sülüs ve nesih meşkedib icâzet aldığı bilinmektedir. Hüsn-i hattaki fevkalade kabiliyeti ile hocasının üslûbuna hakkıyla vâkıf olduğundan, teveccühüne de nâ’il olan Ahmed Hıfzî Efendi, son zamanlarında, hocasının bazı öğrencilerine yazı meşketmekle dahi görevlendirilmişti.

Günümüze intikal edebilen âsârından, aklâm-ı sittede Eğrikapılı Mehmed Râsim Efendi’nin teveccühüne bî-hakkın lâyık olduğunu ispât eyleyen Ahmed Hıfzî Efendi’nin, en azından bir mektebin hüsn-i hat mu’allimliğini der-uhde ettiği muhakkak olmakla beraber, kaynaklarda buna ilişkin bir bilgi, ne yazıkki mukayyed değildir.

 

Her halde mâ’işetini hüsn-i hattan çıkaran erbâb-ı ma’ariften olup Türk hattatları meyânında kudretli bir mevki elde etmiş olduğu anlaşılan Ahmed Hıfzî Efendi, H. 20 Rebi’ü’l-ahir 1181/M. 15 Eylül 1767 tarihindeki vefâtını takiben Eğrikapı’da hocasının yanına defnedilmiş ve ömrü boyunca meclisinden ayrılmadığı Mehmed Râsim Efendi’ye âhirette de eşlik etme şerefine nâ’il olmuştur.

Bir hayli tilmizi olduğu nakledilen Ahmed Hıfzî Efendi’nin en meşhur öğrencileri, Mustafa Râkım Efendi’nin ağabeyi İsmâ‘il Zühdî Efendi ile Eğrikapılı Mehmed Râsim Efendi’den intikal eden şâkirdân zümresinden olan Abdülkadir Hamdî Efendi’dir. Bunların hâricinde Rûznâmeci Süleyman Hikmetî Efendi, Mehmed Emîn Efendi ve Kadı Müfid Efendi’nin de ondan mücâz olduğu bilinmektedir. " (Kaynak: İsmail Orman makalesinden alıntıdır.)

Detaylar
Lot: 59 » Hat

ŞEKERZÂDE SEYYİD MEHMED. (ö.1753)

Sülüs Karalama. İmzalı. 27x35 cm. Meşhur hattatın nadir ve sanat kalitesi yüksek , müzelik bir eseridir.

"Manisa’da şekerci esnafında Abdurrahmân Efendi’nin oğlu olarak doğdu. Babasına nisbetle “Şekercizâde” nâmı ile meşhur olmakla beraber eserlerine “Şekerzâde” ismiyle ketebe koymuş olduğundan, hattatlar arasında künyeyle anılmaktadır. Tahsîlini memletinde tamamladıktan sonra İstanbul’a giderek medrese eğitimine başladı. Bu esnâda hüsn-i hatta alâka duyarak İbrahim Kırımî’den aklâm-ı sitte meşketti. Bilâhare tekemmül için Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi’den sülüs ve nesih yazılarını yeni baştan yazarak icâzetine nâil oldu. 

"Hüsn-i hatta ve bilhassa hatt-ı nesihte gösterdiği mahâret ve eslâfın eserlerinden ilhâm alarak geliştirdiği şive ile kısa zamanda fevkalade bir mertebeye ulaşarak, zamanın sanat çevrelerinde büyük takdir ve alaka görmeye başladı. Nitekim Sultan 3. Ahmed'in dikkatini çekmekle, Şeyh Hamdullah’ın yazıp Ravza-i Mutahhara’ya hediye ettiği Kur’an-ı Kerîm’i istinsâh etmekle görevlendirildi. 1729 yılında Surre-i Hümâyun ile kutsal topraklara giderek Hac vazifesini ifâ ettikten sonra Medine’de kalarak vazîfesini yerine getirdi.

 

Sanat yaşamı boyunca çok sayıda mushâf, murakka’ ve kıt‘a yazmış olup günümüze intikal edebilmiş olanlar, hâlen dünyanın ve Türkiye’nin önemli müze ve koleksiyonlarını süslemektedir. Bilhassa hatt-ı nesihte fevkalade kudretli bir ele sahip idi. Nitekim İkbâline vesile olan Şeyh Hamdullah'ı takliden yazdığı Kur’an-ı Kerîm, Osmanlı tarihinin matba’ada basılan ilk  mushâf-ı şerifi olmuş ve üst düzey devlet adamlarına hediye edilmek üzere Sultan Abdülazîz’in emriyle, H. 1291/M. 1874 yılında Matba’a-i Osmaniye’de taşbasma olarak âharlı kâğıda basılmıştır. " (Kaynak: KETEBE.ORG)

Detaylar
Lot: 61 » Hat

ÇAVUŞZADE SEYYİD ALİ EFENDİ (ö.1728)

Sülüs Nesih Kıta. Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerifler yazılı. 32x40 cm. Ketebeli. Hicri 1119 / Miladi 1707 tarihli.
Ayet: "Başarı Allah'tandır ve O en iyi dosttur" .
Altta nesih satırlarda hadis-i şerif yazılı.
"Birinin şerrinden sakınmak için Allahın adı ile sakının. Bir şey isteyince Allahtan isteyin. O size istediğinizi nasip eder. Sizi biri davet ederse icabet edin."

Tezhib: Mediha Albayrak.
Nadiriyeti, yazı kalitesi ve yüksek kondüsyonu ile müzelik bir eserdir.

"Nakîbü'l-eşrâf baş-çavuşu Seyyid Ebûbekir Ağa'nın oğlu olarak İstanbul'da doğdu. Bu münâsebetle "Çavuşzâde" lâkabı ile tanındı. İsmini Ayasofya Cami’nin kürsü şeyhlerinden Abdülahâd Nurî Efendi koyduğu söylenir. Sülüs ve nesihi Büyük Derviş Alî'den meşkederek icâzet aldı. Eğitimini tamamladıktan sonra Dârü’s-sa’ade Ağası Mehmed Ağa'nın Sultânselîm civârında yaptırdığı caminin müezzini olup senelerce hizmetten sonra ser-müezzinliğe terfi etti. Son yıllarında elden ayaktan düşüp geçimini sağlayamaz hâle gelince, ömrü boyunca toplamış olduğu yazıları Kapudân-ı Deryâ Kaymak Mustafa Paşa'ya hediye etmiş, onun himâyesi sayesinde huzur ve rafaha kavuşmuştur. H. 1140/M. 1728 yılında vefât etmiş ve Edirnekapı'daki Emir Buhârî Tekkesi civârına defnedilmiştir. " (Kaynak: ketebe.org)

Detaylar
Lot: 62 » Resim

MEHMET ALİ LAGA (1878-1947)

"Peyzaj". Bursa. İmzalı. Ahşap üzeri yağlıboya. 1928 tarihli. 50x61 cm.

"Türk Ressam Mehmet Ali Laga 1878 yılında İstanbul’da doğdu. Kuleli Askeri Lisesi’ni girdi. Burada resme olan ilgisini gören hocası ressam Hüseyin Zekai Paşa’nın kardeşi Hasan Rıza Bey kendisiyle yakından ilgilendi.  Kuleli’yi bitirdikten sonra, Harbiye Mektebi’ne girdi. Burada Hoca Ali Rıza’nın öğrencisi oldu.

Harbiye’den mezun olduktan sonra teğmen rütbesiyle Trablusgarp Fırkası’nda görevlendirildi. 1907 yılında kolağası olarak İstanbul’a döndü ve kaymakamlık görevinin yanı sıra Kuleli Askeri Lisesi’nde resim öğretmenliği de yaptı.

Balkan savaşı sırasında Edirne’ye giden sanatçı burada Sami Yetik ile birlikte çok sayıda resim yaptı. 1924 yılında Harbiye’den emekli olunca, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’ni kurdu. Viyana ve Berlin’de düzenlenen Savaş Resimleri Sergisi’ne kattığı resimleri Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi’nde bulunmaktadır.

Renkçi bir üsluba sahip olan sanatçı daha çok Edirne, Bursa ve İstanbul’da yaptığı manzara resimleri ile tanınır. Başlıca yapıtları arasında şunları sayabiliriz: “Karlı Peyzaj”, “İskelede Gemiler”, “Bursa’dan Peyzaj”, ” Vaniköy Kırmızı Yalı”, “Çeşme” vb."

Detaylar
Lot: 67 » Resim

HASAN VECİH BEREKETOĞLU (1895-1971)

"Peyzaj". İmzalı. Ahşap üzeri yağlıboya. 33x41 cm.

"Türk İzlenimcileri olarak tanınan 1914 Kuşağı ressamlarındandır. İstanbul’da Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gören sanatçı, resim sanatına olan ilgisi sonucu Galatasaray Sergileri’ne de eser vermeye başlamış ve bu sergilerde Halil Paşa’nın ilgisini çekerek ilk resim derslerini 1916- 1920 yılları arasında Halil Paşa’dan almıştır. 1922 yılında Paris’e giderek Julian Akademisi’ne devam etmiştir. İstanbul’a döndükten sonra bir süre Halkevleri Güzel Sanatlar Bölümü başkanlığı görevini yürüten Bereketoğlu, eşinin 1943 yılındaki ölümünden sonra Ankara’ya yerleşerek 1943-1950 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı Dairesi müdürlüğü yapmıştır. 1950 yılında tekrar İstanbul’a dönen sanatçı, burada 1968 yılına kadar Güzel Sanatlar Birliği yöneticisi olarak çalışmıştır.

Yapıtlarında diğer 1914 Kuşağı sanatçılarına nazaran daha soluk renkleri tercih etmiş, özellikle bej ve gri tonlarını sıklıkla kullanmıştır. İlk sergisini 1922 yılında Rodos’ta açan ressam, daha sonra Ankara ve İstanbul’daki çok sayıda karma sergiye katılmıştır. O günkü adıyla Türk Ressamlar Cemiyeti’nin Galatasaray’da ve Ankara’da açtığı sergilere en çok eserle katılan sanatçı Bereketoğlu olmuştur. Sanatçının evinin bulunduğu Caddebostan Yıldız Sokağı’nın ismi ölümünden sonra H. V. Bereketoğlu olarak değiştirilmiştir."

Detaylar
Lot: 76 » Resim

MUHSİN KUT

"Prag". İmzalı. 1985 tarihli. 60x72 cm. Tuval üzeri yağlıboya.

"İlk resim sergisini 1959 yılında Taksim Meydanı’nda açtı. 1964-1969 yılları arasında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Seramik Bölümü’nde okudu ve oradan mezun oldu. Akademi içinde 1967 yılında Uluslararası Barış Şenliği Resim birincilik ödülü ile Ahmet Andiçen Seramik birincilik ödülünü kazandı. Akademide öğrenci iken Sabri Berker’in önerisi ile Beşiktaş Resim Heykel Müzesi Milli Koleksiyonu’na eseri kabul edilmiştir.

1987 yılı Tekel Resim yarışmasında birincilik ödülü alan sanatçının resimleri İstanbul ve Ankara Resim ve Heykel Müzeleri’nde, Avustralya’da Broken Hill Belediye Müzesi’nde, New York Üniversitesi Abby Grey Koleksiyonunda, İstanbul Modern’de, ayrıca yurtiçi ve yurt dışında birçok önemli koleksiyonda bulunmaktadır.  İnsansız sokakları , özgün, tipik binaları, renkçi anlayışı ve özgün boya kullanımıyla hala eserlerini üretmeye devam etmektedir."

Detaylar
Lot: 77 » Resim

TURGUT ATALAY (1918-2004)

"Köylü Kızı". İmzalı. 58x48 cm.1981 tarihli. Ahşap üzeri yağlıboya. Arkası ithaflı ve imzalı ( Çok Sayın Yılmaz Bey'e. 1988)

"1936-1945 arasında Nazmi Ziya, İbrahim Çallı ve Leopold Levy atölyelerinde sanat öğrenimi gördü. İki yıl R. Belling’in yanında heykel etütleri yaptı. 1940’da Yeniler (Liman Ressamları) Grubunun kuruluşuna katıldı. 1946’da Paris’te düzenlenen uluslararası bir sergiye (UNESCO) yapıtlarıyla girdi.

Aralıklı olarak dört yıl resim öğretmenliği yaptıktan sonra, tiyatro ve opera dekoratörü olarak uzun yıllar çalıştı. Ressam ve Heykeltıraşlar Derneği’nin yurt içinde ve dışında düzenlediği sergilere katıldı. 1964’te Akademi Sanat Ödülünü kazandı. Resimlerinde klasik etüt birikimlerinin oluşturucu etkileri egemendir. Figür kaynaklı sanat anlayışının sürdürücüleri arasında yer alır."

Detaylar
Lot: 78 » Resim

TURGUT ATALAY (1918-2004)

"Peyzaj". İmzalı. 1989 tarihli. 50 x 60 cm. Duralit üzeri yağlıboya.

"1936-1945 arasında Nazmi Ziya, İbrahim Çallı ve Leopold Levy atölyelerinde sanat öğrenimi gördü. İki yıl R. Belling’in yanında heykel etütleri yaptı. 1940’da Yeniler (Liman Ressamları) Grubunun kuruluşuna katıldı. 1946’da Paris’te düzenlenen uluslararası bir sergiye (UNESCO) yapıtlarıyla girdi.

Aralıklı olarak dört yıl resim öğretmenliği yaptıktan sonra, tiyatro ve opera dekoratörü olarak uzun yıllar çalıştı. Ressam ve Heykeltıraşlar Derneği’nin yurt içinde ve dışında düzenlediği sergilere katıldı. 1964’te Akademi Sanat Ödülünü kazandı. Resimlerinde klasik etüt birikimlerinin oluşturucu etkileri egemendir. Figür kaynaklı sanat anlayışının sürdürücüleri arasında yer alır."

Detaylar
Lot: 82 » Hat

ALİ TOY (d.1960)

Celi Talik Ayet-i Kerime, imzalı, 35x37 cm, "Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz", Hicri 1422/Miladi 2002 tarihli

"Her çeşit klasik hattı, modern hattı ve çizgiyi eserlerinde başarıyla kullanan Toy’un yazdığı modern hatlar, mimarlık ve klasik hat eğitiminin kesişmesi sonucu ortaya çıkan eserlerdir. Ayrıca klasik hat tasarımlarında ve yeni arayışlarda Toy’un mimarlığının etkisi büyüktür. Yurt içinde ve yurt dışında birçok sergiye katılan ve 28 şahsi sergi açan Toy, IRCICA’nın düzenlediği 4 ayrı yarışmadan 6 ödül aldı. Çalışmalarını İstanbul’daki atölyesinde sürdüren ve özellikle talik, divâni ve modern hat eserleriyle dikkat çeken Ali Toy, modern hatlarda mimari tasarım bilgisi ve temel geometrik çizgileri kullanmaktadır.

 2017 yılında "Geleneksel sanatların yeni nesil sanatçılar eliyle tekrar fark edildiği bir dönemde, olgunluk çağında modern mimari ile hat sanatını aynı güzellikte buluşturmayı başarması, tasarımlarındaki kendine has yalın, etkili ve dengeli üslubuyla geleneksel hat sanatımıza bir bakıma yeniden can suyu vermesi" sebebiyle 'Geleneksel Sanatlar' dalında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü verildi."

Detaylar
Lot: 83 » Hat

SALİH ÜSKÜDARİ (Cemşir Hafız - ö.1821)

Sülüs Nesih Kıta. İmzalı. Hicri 1178 / Miladi 1765 tarihli . 34x41 cm.

"Mehmed Sâlih Efendi, kalemindeki güç ve sağlamlık sebebiyle yazıdaki metaneti sert ve dayanıklı şimşir ağacına benzetilerek Çemşîr Hâfız veya Hâfız Çemşîr diye tanındı. Medrese öğrenimiyle beraber Neyzen Akmolla Ömer Efendi’den sülüs ve nesih yazılarını öğrenip icâzet aldı. İstanbul’un Sultanahmet, Salacak ve Erenköy gibi semtlerinde oturdu. Yazıya olan yeteneği ve gayretiyle zamanının hattatları arasında öne çıktı ve kendine has güzel bir şive ortaya koydu. Bu başarısı sebebiyle Enderûn-ı Hümâyun’a hat hocası olarak tayin edildi, burada birçok talebe yetiştirdi. Sayısız kıta, murakka‘ ve cüz yazdı. Sâlih Efendi’nin, nesih hatla 366 mushaf yazdığı bilinmekte ise de Muhsinzâde Abdullah Bey 454. mushafını gördüğünü söylemiştir (Habîb, s. 164). Bunlardan Topkapı Sarayı Müzesi’nde korunan mushafla (Yeniler, nr. 5691) Ekrem Hakkı Ayverdi hat koleksiyonunda mevcut, 1817 yılında yazdığı mushaf dışında günümüze ulaşan mushafına rastlanmamıştır. Şevket Rado özel bir koleksiyonda bir mushafını gördüğünü kaydeder. Ayrıca müze ve özel koleksiyonlarda kıta ve yazı albümü bulunmaktadır. Yenibahçe ve Atmeydanı’nda iki çeşmenin kitâbe yazıları da ona aittir. Sâlih Efendi 1236’da (1820-21) mushaf yazarken vefat etti. (Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi)"

Detaylar
Lot: 87 » Hat

ALİ MISRİ (ö.1828)

Sülüs Nesih Kıta. "Subhaneke Duası ve Hurufat Meşki" .Ketebeli. 44x41 cm.

Mısır'da doğmuşsa da, milliyeti hakkında bir bilgi yoktur. Eserlerine “Aliyyü'l-mısrî” künyesiyle ketebe koyduğundan hattatlar arasında Alî Mısrî’nin nesebi ve İstanbul’a ne zaman gittiği bilinmemektedir. İstanbul'da medrese eğitimini tamamladıktan sonra müderris olup Fâtih Cami’nde hadîs-i şerîf tedrîsine memur edilmiştir. İbnülemin’in “hattâtînin fudalâsından” olduğunu naklettiği Alî Mısrî, mezartaşındaki ifâdelere nazarân meşâyihten olduğu anlaşılmaktaysa da, hangi tarikata mensup olduğu bilinmez. Zamanının reisü’l-hattâtîni iken H. 15 Ramazân 1243/M. 1 Nisan 1828 tarihinde vefât ederek, Zeyrek’te Atpazarı Caddesi’ni Çırçır Caddesi’ne bağlayan kavşağın sağ kolundaki kabristana defnedilmiştir.

Detaylar
Lot: 94 » Resim

TURGUT ATALAY (1918-2004)

"Natürmort", 1978 tarihli, imzalı, duralit üzeri yağlıboya, 60 x 50 cm.

"1936-1945 arasında Nazmi Ziya, İbrahim Çallı ve Leopold Levy atölyelerinde sanat öğrenimi gördü. İki yıl R. Belling’in yanında heykel etütleri yaptı. 1940’da Yeniler (Liman Ressamları) Grubunun kuruluşuna katıldı. 1946’da Paris’te düzenlenen uluslararası bir sergiye (UNESCO) yapıtlarıyla girdi.

Aralıklı olarak dört yıl resim öğretmenliği yaptıktan sonra, tiyatro ve opera dekoratörü olarak uzun yıllar çalıştı. Ressam ve Heykeltıraşlar Derneği’nin yurt içinde ve dışında düzenlediği sergilere katıldı. 1964’te Akademi Sanat Ödülünü kazandı. Resimlerinde klasik etüt birikimlerinin oluşturucu etkileri egemendir. Figür kaynaklı sanat anlayışının sürdürücüleri arasında yer alır."

Detaylar
Lot: 96 » Resim

EDİP HAKKI KÖSEOĞLU (1904-1991)

"Laleler", imzalı, duralit üzeri yağlıboya, 58x42 cm.

"1877-1878 Osmanlı – Rus savaşı sırasında Filibe’den gelerek Istanbul’a yerleşmiş bir ailenin oğludur. Önce Frerler Mektebi’ne devam etti. Aynı okulda arkadaşları Fikret Mualla ve Hadi Bara idi. Nümune Mektebi ve Kadıköy Sultanisi’ni bitirdikten sonra Sanayi-i Nefise Mektebi’ne (Güzel Sanatlar Akademisi) girerek İbrahim Çallı'nın yanında çalıştı. 1927’de Akademi’yi bitirerek devlet hesabına gittiği Fransa’da Arts et Metiers’de dekorasyon ve fresk öğrenimi gördü. Andre Lhote atölyesinde sanat eğitimini geliştirdi. Paul Dumas fabrikasında, duvar kâğıdı ve kumaş desenleri üstünde çalıştı.

1932’de yurda dönünce Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne öğretim üyesi olarak atandı. 1968’de bu görevinden emekli oldu. Devlet sergilerine ve bazı karma sergilere katılan sanatçı, uzun süre kişisel sergi düzenlemedi. 1976’da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin girişimiyle bütün dönemlerini kapsayan geniş bir sergisi yapıldı. 1977 ve 1979’da gene İstanbul’da yağlı boya, guaş ve suluboya resimlerini içeren iki ayrı sergisi daha düzenlendi. 1978’de Chicago’da açılan bir grup sergisinde yapıtlarına yer verildi. Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’ne katıldı.

1943’te düzenlenen 5. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde beş yapıtının yanı sıra İshak Hoca adlı tablosuyla birincilik ödülünü kazandı. Sanatçının başlıca yapıtları yurt içinde İstanbul ve Ankara Resim ve Heykel müzelerinde, Emniyet Sandığı, Akbank, Yapı ve Kredi Bankası, İş Bankası ve Ankara Devlet Kitaplığı koleksiyonlarında yurt dışındaysa A.B.D., Fransa, İngiltere ve İsveç’teki özel koleksiyonlarda yer almaktadır.

Edip Hakkı Köseoğlu’nun sanatı, ilk dönemlerinden bu yana. yarı akademik, yarı empresyonist bir öğretinin biçimlendirdiği ödün vermeyen ilkelerden ayrılmamıştır. Çizgi ve anatomik etüt sağlamlığı, yumuşak bir renk anlayışıyla zorlamasız bir ortamda birleşmiş, insan ve doğa sevgisinin yönlendirdiği bir resim anlayışı, geleneksel atölye disiplininin öngördüğü ciddi bir araştırma doğrultusunda günümüze kadar uzanmıştır. Istanbul’un yaşamını, çevre özelliklerini, insan ilişkilerini konu aldığı resimlerinde, eleştirel gerçekçi bir eğilim, ironik öğeler eşliğinde yansıtılır. Bu anlayışı kendine özgü bir biçem oluşturmasına neden olmuştur.

Toplumsal yaşamımızın gülmece öğeleriyle süslenmiş sahneleri kadar Anadolu doğasının tipik görünümleri ve yakın çevrenin dost ve tanıdık portreleri Edip Hakkı Köseoğlu’nun sanatı için vazgeçilmez konular oluşturmuştur. Onun resimlerinde gülmece öğeleriyle donatılmış toplumsal eleştirel yöntem, çelebi ve güngörmüş bir ressamın eğlenceli bakışından çok, olayların derinine inerek sanatına gereç oluşturma çabası üstlenmiş olan toplumsal gerçekçi bir sanatçının eğilimlerini yansıtır."

Detaylar
Lot: 97 » Resim

HASAN VECİH BEREKETOĞLU (1895-1971)

"Natürmort". İmzalı. Duralit üzeri yağlıboya. 37x55 cm.

"Türk İzlenimcileri olarak tanınan 1914 Kuşağı ressamlarındandır. İstanbul’da Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gören sanatçı, resim sanatına olan ilgisi sonucu Galatasaray Sergileri’ne de eser vermeye başlamış ve bu sergilerde Halil Paşa’nın ilgisini çekerek ilk resim derslerini 1916- 1920 yılları arasında Halil Paşa’dan almıştır. 1922 yılında Paris’e giderek Julian Akademisi’ne devam etmiştir. İstanbul’a döndükten sonra bir süre Halkevleri Güzel Sanatlar Bölümü başkanlığı görevini yürüten Bereketoğlu, eşinin 1943 yılındaki ölümünden sonra Ankara’ya yerleşerek 1943-1950 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı Dairesi müdürlüğü yapmıştır. 1950 yılında tekrar İstanbul’a dönen sanatçı, burada 1968 yılına kadar Güzel Sanatlar Birliği yöneticisi olarak çalışmıştır.

Yapıtlarında diğer 1914 Kuşağı sanatçılarına nazaran daha soluk renkleri tercih etmiş, özellikle bej ve gri tonlarını sıklıkla kullanmıştır. İlk sergisini 1922 yılında Rodos’ta açan ressam, daha sonra Ankara ve İstanbul’daki çok sayıda karma sergiye katılmıştır. O günkü adıyla Türk Ressamlar Cemiyeti’nin Galatasaray’da ve Ankara’da açtığı sergilere en çok eserle katılan sanatçı Bereketoğlu olmuştur. Sanatçının evinin bulunduğu Caddebostan Yıldız Sokağı’nın ismi ölümünden sonra H. V. Bereketoğlu olarak değiştirilmiştir."

Detaylar
Lot: 98 » Resim

ŞEMSİ AREL (1906-1982)

"Konya'da Sokak". 32x40 cm. İmzalı. Ahşap üzeri yağlıboya. * Bu eser, sanatçının 1950 senesinde Paris'teki ünlü Bağımsızlar sergisine katıldığı iki yapıtından biridir.

"Şemsettin Arel’ olarak da bilinen sanatçı, ilk resim bilgilerini babası, ressam Mehmet Ruhi’den aldı. 1924 yılında, Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girerek İbrahim Çallı atölyesinde öğrenim gördü. 1929 yılında mezun olduktan sonra, Harp Akademisi Film Merkezi’ne ressam olarak atandı. Erzincan ve Konya liseleri ile Kuleli Askeri Lisesi’nde resim öğretmeni olarak görev yaptı. 1949 yılında, İstanbul Deniz Astsubay Okulu’na resim öğretmeni olarak atanan Şemsi Arel, aynı yıl sanat ve bilgisini geliştirmek üzere Paris’e gönderildi. Burada, Andre Lhote, Fernand Leger ve Jean Metzinger’in atölyelerinde çalıştı.

Öğrencilik yıllarında figür ve manzara çalışmalarına ağırlık veren, Anadolu’daki öğretmenlik döneminde de İzlenimci anlayışta eserler gerçekleştiren Arel, Paris yıllarında özellikle Lhote’un etkisinde kalarak Kübizm’e yönelmiş ve geometrik düzenlemeler gerçekleştirmiştir. 1950’li yılların sonundan itibaren, Kübizm etkili geometrik anlayış yerini daha soyut, özellikle de hat sanatı etkili bir stilizasyona bırakmıştır. Sanatçı bu yapıtlarında değişik tonlardaki geometrik düzlemler üstünde Arap harflerini çağrıştıran düz ve eğrisel çizgilere yer vermiştir. 1957'de Edinburgh Festivali nedeniyle düzenlenen uluslararası sergiye, 1962’de Venedik Bienali’ne, Viyana’daki Çağdaş Türk Sanatı Sergisi’ne, 1964’te Tahran ve Lugano’daki bölgesel sergilere, 1966'da Paris, Brüksel, Roma, Berlin ve Viyana'da açılan "Bugünün Türk Sanatı" Sergisine katılan ressam, eşi Maide Arel ile de yurtiçi ve yurtdışında ortak sergiler düzenlemiştir."

Detaylar
önceki
Sayfaya Git: / 4
sonraki